Merhabalar, Bir sitede buldugum ve faydalı gördügüm bilgileri sizler ile paylaşıyorum arkadaslar.
----- Şeker hastaları spor yapabilir mi ?
Öncelikle egzersiz, sağlıklı
yaşamın bir parçasıdır. Düzenli yapılacak fizik egzersizi kan şekeri
seviyesini düşürmeye, insülinin vücutta daha etkili olmasına
yardımcı olur.
Ayrıca:
- Daha fazla enerji verir.
- Kan dolaşımını düzenler
- Kasları güçlendirir.
- Kolesterol seviyesini düzenler. Kötü huylu (LDL) kolesterolü azaltıp, iyi huylu kolesterolü (HDL) arttırır.
- Kalp krizi riskini önler ya da geciktirir.
- Terlemek suretiyle fazla kiloların azaltılmasına yardımcı olur. Sonuç olarak, egzersizin şeker hastaları üzerinde son derece olumlu etkileri olduğunu ve kan şekeri düzeyini düşürdüğünü söyleyebiliriz. Kimler şeker taraması yaptırmalı ?
- Her aşırı kilolu, şişman olanlar
- Ailesinde şeker hastalığı bulunanlar (birinci dereceden olan akrabalarından biri diyabetikse)
- Gece sık idrara çıkıp, kilo kaybedenler. Açlık
kan şekeri kontrolleri ya da şeker yüklemesi yaptırarak kişinin
potansiyel diyabetik veya aşikâr diyabetik olup olmadığı anlaşılır. Kan şekerini etkileyen faktörleri öğrenebilir miyim ?
Kısaca sıralarsak;
Yenilen gıdalar, egzersiz ve aktivite, ilaçlar ve hastalıklar, alkol
ve kan şekerini ayarlayan önemli bir organ olan karaciğerin
rahatsızlıkları kan şekerinin regülasyonunu etkiler Hasta olduğum zaman neler yemeliyim ?
Eğer düzenli olarak yiyebiliyorsanız, genelde uyguladığınız yemek yeme programınızı bozmayın.
Eğer iştahsız iseniz, fakat bazı yemekleri tolere edebiliyorsanız;
kızarmış ekmek, tahıl, çorba türü şeyler yiyin, meyve suyu ya da süt
için. Yok
eğer katı yiyecekleri hiç yiyemiyorsanız ve insülin kullanıyor veya
oral antidiyabetik alıyorsanız, atladığınız öğünlerdeki
karbonhidratları yerine koymak için meyve suyu ya da tatlı meşrubatlar
içmelisiniz. 25
yıllık şeker hastasıyım, son bir yıla kadar şekerim gayet iyi regüle
idi. Ancak son bir yıldır, insülin dozunu arttırmama rağmen hala
normale yakın kan şekeri ölçümleri elde edemiyorum. Sorun sizce ne
olabilir ?
Kan şekerinizin yıllarca normal seyrettikten sonra insülin dozunu
arttırmanıza rağmen kontrolden çıkmasının nedenlerinden bazıları
şunlar olabilir:
• Aldığınız gıda miktarını arttırmış olabilirsiniz.
• Stresli ve sıkıntılı bir dönem geçiriyor olabilirsiniz.
• Uzun süren bir hastalık (örneğin ateşli bir enfeksiyon hastalığı) insülin, ihtiyacınızı arttırabilir.
• Kilo almış olabilirsiniz.
• Aynı bölgeye tekrar tekrar iğne yapmanıza bağlı gelişen şişlikler
teknik sorunlar çıkarabilir. Yahut kullandığınız insülin, eğer soğuk
zincire riayet edilmeden muhafaza edilmişse, etkinliği azalmış olabilir. Bunların dışında hiçbir belirgin neden olmaksızın da, insülin ihtiyacı büyük oranda artabilir.
Şeker kontrolünü, en iyi şekilde yapmanıza yardımcı olacak bir çok
doğal yöntem vardır. Bunları aşağıdaki başlıklar altında
sıralayabiliriz:
- DİYET
- EGZERSİZ
- STRES KONTROLÜ Stres, kan şekeri değerlerini etkileyebilir mi ?
Evet.
Ancak bu etkilenmenin derecesi kişiden kişiye değişiklik gösterir.
Stres bazı insanlarda kan şekerini yükseltme eğiliminde iken,
bazılarında hipoglisemi (kan şekeri düşüklüğü) riskini arttırabilir. Kan şekeri düşmesinin belirtileri nelerdir ?
Nedenlerine göre, belirtileri sıralayacak olursak:
- Adrenalin (insülin karşıtı bir hormon) salınmasına bağlı olarak terleme, titreme, çarpıntı, açlık, endişe hali, karıncalanma.
- Beyinde şeker azalmasına bağlı olarak konfuzyon mental (kişileri
tanıyamama, bulunduğu mekanı bilememe), baş dönmesi, halsizlik,
davranış değişiklikleri, konuşamama, baş ağrısı, yorgunluk gibi
şikayetler ortaya çıkar. Kan şekerim düştüğünde yapabileceğim en iyi hareket nedir ?
Bu sorunun cevabı, kan şekeriniz düşerken, hangi aşamada fark
ettiğinize bağlıdır. Erken bir aşamada en iyi tedavi, bir şeyler
yemenizdir.
Eğer ana öğün zamanınız yakın değilse meyve, sandviç veya bisküvi gibi hafif şeyler atıştırabilirsiniz.
Ancak, kan şekeriniz fazla düştüyse, hızla emilebilecek türde karbonhidrat almalısınız.
Bu amaçla şeker, tatlı, meyve suyu, normal (diyet olmayan) kola veya
limonata içebilirsiniz.Yanınıza acil durumlarda kullanmak üzere çok
çabuk emilen glikoz tabletleri taşıyabilirsiniz. Şeker hastalığını etkileyebilecek ilaçların bir listesini verir misiniz ?
Şeker hastalığında kesinlikle kullanılmaması gereken hiçbir ilaç yoktur. Ancak şu ilaçları kullanırken dikkatli olunmalıdır:
- Kortizon içeren ilaçlar (prednisolon)
- Kortizon içeren fısfisların (Örneğin: Bekloforte) olumsuz bir etkisi yoktur.
- Tiyazid grubu idrar söktürücüler (Türkiye’de yalnızca bazı ilaçlarda ek olarak var.)
- Doğum kontrol hapları
- Hormon yerine koyma tedavisi (Menopozda örn. Klimen)
- Belli bronş genişleticiler (Örn: Ventolin) kan şekerini hafif derecede yükseltebilir.
- Betablokerler (Dideral, Tensinor gibi tansiyon ilaçları) kan şekeri düşmesinin belirtilerinin kaybolmasına neden olabilir.
- Büyüme hormon tedavisi (kan şekerini yükseltir.) Eğer insülin kullanan şeker hastası iseniz, şifalı bitki tedavisine başlamadan önce aile doktorunuza danışmalısınız.
Her ne kadar bu tedavi, bazı vakalarda medikai şifacı ve aile
doktorunuzun kontrolünde insülin dozunda belirli oranda azaltma
yapılabilirse de, insülinden tamamen kurtulabileceğinizi ümit etmeyin. Doktorum,
şeker hastalığı teşhisi konulduğunda sigarayı bırakmam gerektiğini
söyledi. Sigara ve şeker hastalığının bir arada yol açtığı özel bir
sağlık sorunu var mı ? Kilo vermem gerekiyor, ancak eğer sigarayı
bırakırsam, kilo vermek bir tarafa, alacağımdan korkuyorum. Ne
yapmalıyım ?
Sigara, akciğerler dışında atardamar sistemine de zarar verir.
Uzun süredir şeker hastası olan birinde, zaten hızlı seyreden damar sertliğinden dolaşım sorunu vardır.
Sigara içmeğe devam ederek bu riski daha da arttırmak, yapılacak hata değildir. Şeker
hastalığı sizin için beklenmedik bir sürprizse, kilo vermek ve sigarayı
bırakmak suretiyle hayatınızda bir değişiklik yapmak, sağlığınız için
kaçınılmaz bir fedakarlık olacaktır.
Bir çok insan bu ikisini pekala başarmaktadır. Yaşamınızda yapacağınız bir devrim niteliğindeki bu değişim, size sağlıklı ve uzun bir ömür sağlayacaktır.
Sigarayı bırakmanıza destek olacak pek çok yöntem vardır.
Doktorunuzun tavsiyesi ile nikotin bantları veya nikotin sakızları ya
da akupunktur uygulamasından birisi size yararlı olabilir. Şeker
hastası olduğumu yeni öğrendim. Oral antidiyabetik kullanıyorum. Ancak
geleceğe yönelik oldukça fazla kaygılarım var. Evlilik yapabilir,
çocuk sahibi olabilir miyim ?
Şeker hastalığı teşhisi konulduğunda kişi suçluluk, eksiklik, üzüntü, öfke umutsuzluk ve şaşkınlık gibi bir dizi duygu arasında bocalar. Ama bütün bunlar, genellikle, hastalık konusunda yeterince bilgi sahibi olmamaktan kaynaklanır.
Öte yandan, diyabete bir gecede alışıp kabulleneceğinizi de sanmayın. Bu, biraz zaman alacaktır.
Eğer anne ya da baba iseniz, suçluluk ve geleceğe yönelik korku
duymanız doğaldır. Ama hastalık hakkında bilgi sahibi oldukça hepsi
kaybolacaktır. Diyabet üzerine duyacağınız hurafelere aldırmayın.
Bunları kısaca sıralayacak olursak:
• Şeker hastalığı çok şeker yemekten olmaz.
• Şeker hastalığı ölümcül bir hastalık değildir.
Doğru tedaviyle normal bir hayat, uzun bir ömür sürebilirsiniz.
• Şeker hastalığı, hayattan zevk almanızı engellemez.
Hem yiyeceklerin, hem de yaşamın tadını çıkarabilirsiniz.
• Şeker hastalığı özürlü olmak anlamına gelmez.
• Tatile çıkabilir ve herkes gibi normal bir yaşam sürdürebilirsiniz.
• Şeker hastalığı çocuk sahibi olmanızı engelleyemez. Vitaminlerin ya da bitkisel destek ürünlerinin diyabetimin kontrolüne faydası olur mu ?
Eğer her gün meyve, sebze ve tahılla
dengeli bir şekilde besleniyorsanız, muhtemelen ihtiyacınız olan vitaminleri zaten alıyorsunuz.
E ve C vitaminleri gibi antioksidan destekleyicilerin diyabetli hastalara iyi geldiğine dair kanıtlar bulunmaktadır. Ginseng de bazı bireylerin kan şekerlerinde düşme sağlayabilir.
Ginseng maddesi Kore’den gelmektedir ve
toz haline getirilmiş kökün, şaşırtıcı etkilere
sahip olduğu söylenmektedir. Ginseng yemek sonralarında kan şekerini düşürmede faydalı olabilmektedir.
Ginseng sindirimi geciktirmekte olup, muhtemelen karbonhidratların emilimi üzerine de aynı etkiyi göstermektedir. Fakat
yine de diyabetin kontrolüne yardımcı vitaminlerin ve destek
ürünlerinin kullanımına dair yeterli bilimsel veri bulunmamaktadır.
Bazı bitkisel ürünler, diyabet ilaçları ile kötü yönde etkileşebilmektedir. Şeker hastaları için bazı otların kullanıldığını duydum. Bunlarla ilgili bilgi verebilir misiniz ?
Şeker hastalarında yüksek kan şekerini düşürdüğü söylenen pek çok ot
vardır. Bunlardan birisi Batı Afrika’da yetişen bir yemiş, diğeri
karela veya acı su kabağı olarak adlandırılan tropikal bir bitkidir.
Ayrıca ısırgan otu, sarı kantaron, keçi boynuzu, kara hindiba kökü kullanılabilir. Bunlar
karaciğer ve pankreasın fonksiyonlarını geliştirir ve çoğu bitki gibi
acı bir tatları olduğundan tek başına değil de, başka bir şeyin içine
ilave edilerek verilir. Eğer insülin kullanan şeker hastası iseniz, şifalı bitki tedavisine başlamadan önce aile doktorunuza danışmaksınız. Her
ne kadar bu tedavi, bazı vakalarda medikal şifacı ve aile doktorunuzun
kontrolünde insülin dozunda belirli oranda azaltma yapılabilirse de,
insülinden tamamen kurtulabileceğinizi ümit etmeyin. Hemoglobin Alc nedir ve normal değerleri hangi aralıktadır ?
HbAlc, akciğerlerdeki oksijeni kan dolaşımı aracılığı ile bütün
dokulara ileten kırmızı bir pigment olan hemoglobinin bir bileşenidir. HbAlc değişik laboratuar yöntemleri ile dolaşımdaki hemoglobinin lk bir yüzdesi olarak
ölçülebilir. HbAlc kimyasal bir bağla glikoza bağlanmış
hemoglobinden ibarettir. Mevcut HbAlc düzeyi doğrudan hemoglobin
içeren alyuvarların yaşam süresi olan 120 gün içerisindeki ortalama
kan şekerine bağlıdır. Bu test, kan şekeri kontrolünün bir dökümünü
vermesi nedeniyle geliştirilen yöntemlerin içinde en başarılısıdır. HbAlc geçmiş 2 ila 3 ay boyunca kan şekerinin iniş ve çıkışlarının bir ortalamasını yansıtır.
Kan şekeri iyi regüle edilmiş bir şeker hastasında HbAlc değeri, %3-5,5 arasında çıkacaktır. Şeker hastalığı, bir erkek olarak cinsel yaşamımı etkiler mi ?
Hayır. Gerek erkek, gerekse kadın şeker hastalarının büyük çoğunluğu
tamamen normal bir cinsel yaşam sürebilirler. Sorunlar olabilir, ancak
bunların şeker hastalığı ile ilgisi yoktur. Herhangi bir nedenle hastalık kontrolden çıkar ve kan şekeri çok yükselirse cinsel yaşam olumsuz etkilenebilir. Şeker
hastalığına bağlı damar veya sinir hasarı bulunan az sayıda hastada
iktidarsızlık görülebilir, ancak bu sık rastlanılan bir durum
değildir. Önerimiz endişelerinizi kan şekerinizi dengede ve kontrol altında tutmak üzerine yoğunlaştırmanızdır.
Şeker hastalığınızı kontrol altında tutmak için elinizden gelenin en
fazlasını yaptığınız takdirde, gelecekte karşılaşacağınız sorunların
en alt düzeyde olacağından kuşkunuz olmasın. Günde dört kez kalem kullanarak enjeksiyon yapmanın avantajı nedir ?
Günümüzde artık insülin kullanımı, insülin enjektörleri ile değil de
insülin kalemleri ile yapılmakta. Uygulama kolaylığı ve emniyeti
açısından büyük rahatlık sağlayan bu alet, içinde kartuşu bulunan bir
kaleme benzer, fakat kartuşu mürekkep yerine insülin ile doludur ve
gittikçe daha popüler olmaktadır.
Çoklu enjeksiyonun mantığı, normal pankreasın taklit edilmesidir. Bazal
metabolizma karşılanması için gece yatarken uzun etkili bir insülin
yapılır. Yemeklerden önce de kısa etkili insülin kullanılmak suretiyle normale en yakın insülin ihtiyacı vücuda sağlanmış olur. Düzensiz bir yaşam süren hastalar insülin kalemlerinden daha fazla yarar görebilirler.
Doğru yöntem kullanmak kaydı ile insülin kalemleri ve tek kullanımlık
enjektörler pek sorun oluşturmaz. Çoğu insan enjektörlerin sorun
teşkil ettiğini düşünür, beraberinde taşımanın zor olduğu
kanısındadır. Ancak bir bölüm insan daha kolaylıkla
kullanabildiklerini ifade eder. Şeker hastalığının tam olarak tedavisi mümkün mü ?
Hayır. Günümüzde araştırmacılar diyabetin gelişimini önlemek ya da
ortadan kaldırmak için yollar arıyor. Ancak henüz bu konuda umut
verici bir gelişme yok. Şu an için doktorlar hastalığı sadece tedavi
edebiliyorlar, ortadan kaldıramıyorlar. Şeker hastalığı olan çoğu bireyin, tanı konulmadan önce tahminen ne kadar süredir şeker hastalığı vardır ?
Tip I diyabet, genellikle daha ani ve de ciddi olarak
ortaya çıktığı için, genellikle birkaç ay içerisinde tanı konulur.
Fakat Tip II diyabetlilerin ise, teşhis konulmadan evvel, ortalama 8
yıllık hastalıkları vardır. Doktorunuzun yapacağı düzenli kontrollerde,
istenilebilecek tam kan çalışmaları ile hastalıkların (Diyabet dahil)
bu kadar uzun bir süre fark edilmeden gitme ihtimali önlenmiş olur. Doktorum
artık hap yerine insülin kullanmam gerektiğini söylüyor. Karbonhidrat
alımını kısıtlarsam, insülin kullanmama gerek kalmayabilir mi ? Hayır.
Eğer fazla kilonuz varsa ve ihtiyacınızdan daha fazla yiyorsanız, sıkı
bir diyet yapmak ve kilo vermek suretiyle insülin ihtiyacınızı bir
ölçüde ortadan kaldırabilirsiniz. Eğer
zaten ihtiyacınız olduğu kadar yiyorsanız, bu miktarın altına düşmek
kilo kaybetmenize ve kendinizi güçsüz hissetmenize neden olur. Dolayısıyla,
eğer fazla yiyorsanız yiyeceklerinizi kısıtlayın ve kan şekerinizi bu
şekilde kontrol altına almayı deneyin. Ancak diyetinize tam olarak uyuyorsanız, boşuna aç kalmayın. İnsüline geçme önerisini kabul edin ve her şeyin ne kadar farklı olacağını görün. Eğer diyabeti olan yakın bir akrabam (anne, baba ya da kardeş) varsa, benim de gelecekte hasta olma ihtimalim ne kadardır ? Henüz tam olarak
anlaşılamamış nedenlerden dolayı, şeker hastalığına yakalanma
riskiniz, diyabetik yakınınızın anneniz ya da babanız olmasına göre
değişir. Aşağıdaki tablo, aile hikayesi dikkate alınarak size diyabet olma riskinizin ne kadar olduğunu göstermektedir:  Diyabetik nefropati denilen şeker hastalarında görülen böbrek hasarı hakkında bilgilendirir misiniz ?
Böbreklerimizin içinde milyonlarca adet ufacık kan damarları (kılcal
damarlar) bulunmakta olup, bu damarlar atık maddeleri, kanınızdan
süzerek, idrarınız ile atmanızı sağlar.
Şeker hastalığı, sıklıkla da daha sizin herhangi bir şikayetiniz ortada yokken, bu ince ve narin sistemi hasara uğratabilir.
Tip I diyabeti olan her 10 hastadan 3′ünde eninde sonunda nefropati
denilen bu böbrek hastalığı gelişirken, bu rakam Tip II diyabetlilerde
her 10 kişiden birdir. Bu farklılığın kısmen nedeni, Tip I diyabeti
olan kişilerin tipik olarak
hastalığa daha erken yaşta yakalanmalarıdır. Şeker hastalığı kişide ne
kadar uzun süredir varsa, böbreğinizin hasara uğrama riski de o denli
fazladır. Erken dönemlerde, böbrek tutulumu çok az şikayete yol açar. Genellikle hasar ileri bir safhaya ulaşınca, şu şikayetler ortaya çıkar:
• Ayak bileklerinde, eller veya ayaklarda şişmeler.
• Yüksek tansiyon
• Nefes darlığı
• Bulantı ve kusma
• Yorgunluk hissi
• Kuru ve kaşıntılı cilt
• İştahsızlık
• Konsantrasyon bozukluğu Böbrek hasarı yavaş yavaş ve sinsi bir şekilde ilerleyerek böbrek yetmezliği safhasına kadar ulaşır.
Olay bu safhaya varmadan yapılacak en önemli yaklaşımlar:
1- Şeker düzeyini normale yakın seviyelerde tutmak (HbAlc < 5,5 )
2- Hipertansiyonu kontrol altına almak
3- Albüminüri varsa, sıkı tuz diyeti uygulamak
4- Eğer üre değeri normalin üstünde ise, protein kısıtlaması yapmak. Son evre böbrek hastalığı olarak da bilinen ciddi hasarın tedavisi, diyaliz (peritor veya hemodiyaliz ) ve böbrek naklidir (çoğu kez kadavradan) İnsülin kullanan insanların, ara öğün almaları şart mıdır ?
Bazen evet. Pankreasınız normal şekilde çalışırken, yemek yediğinizde
insülin salgılamaya başlar; sindirim tamamlandıktan sonra salgılamayı
keser. Enjekte edilen insülin, belli zamanlarda en yüksek düzeyine
ulaştığından, o zamanlarda bir miktar karbonhidrat almanız gerekir.
Aksi halde kan şekeriniz düşer. Bu durumda aldığınız karbonhidratın
liften’zengin olması halinde emiliminin daha uzun süreceğini
belirtmemiz lazım. Ara öğün almak size zor geliyorsa, kısa etkili bir insülin yerine orta etkili insülin kullanarak bu gereksinimi azaltabilirsiniz. Ancak özellikle aktif olan insanların, uzun etkili insülin kullanırken bile, ara öğün alması gerekebilir. İnsülin kullanan insanların, ara öğün almaları şart mıdır ?
Bazen evet. Pankreasınız normal şekilde çalışırken, yemek yediğinizde
insülin salgılamaya başlar; sindirim tamamlandıktan sonra salgılamayı
keser. Enjekte edilen insülin, belli zamanlarda en yüksek düzeyine
ulaştığından, o zamanlarda bir miktar karbonhidrat almanız gerekir.
Aksi halde kan şekeriniz düşer. Bu durumda aldığınız karbonhidratın
liften zengin olması halinde emiliminin daha uzun süreceğini
belirtmemiz lazım. Ara öğün almak size zor geliyorsa, kısa etkili bir insülin yerine orta etkili insülin kullanarak bu gereksinimi azaltabilirsiniz. Ancak özellikle aktif olan insanların, uzun etkili insülin kullanırken bile, ara öğün alması gerekebilir. Şeker
hastası olan 18 yaşındaki kızını kilo vermeye çalışıyor, Düşük
karbonhidratlı bir diyete çok sıkı şekilde uymasına rağmen niye kilo
veremediğini öğrenebilir miyim ?
Sadece karbonhidrat alımının kısıtlaması kilo vermesini
sağlamayabilir. Kilo vermesi için, toplam kilo alımını kısıtlama
gerekir ki, bu da öncelikle yağ olmak üzere protein tüketimini de
azaltması anlamına gelir.
Kızınız kızartmalar, şekerli gıdalar ve peynirden kaçınmalı; normal
süt yerine yağsız sütü tercih etmeli; tereyağı ve margarin tüketimini
kısıtlamalıdır. Liften zengin karbonhidratlar içeren bir diyet kan şekerinde daha az oynamalara yol açacağından, kızınız tarafından daha rahatlıkla uygulanabilir. Adet
dönemlerinde kan şekeri değerlerimin çok değiştiğini gözlemliyorum. Bu
durumda, kan şekerimi dengede tutmam zorlaşıyor. Şeker hastalığı ile
ilgili pek çok kitap okudum, ancak bu konuda bir bilgi bulamadım. Kan
şekeri düzeylerinin adet dönemlerinde dalgalanmalar göstermesi çok
normaldir. Çoğu kadın adet süresince kan şekerlerinin yüksek olduğunu,
kanamadan sonra ise normale döndüğünü söyler.
Bazı hastaların insülin dozlarım birkaç ünite arttırması gerekebilir.
Her kadm kendi durumunu değerlendirmeli ve eğer varsa fazladan insülin
ihtiyacını belirlemelidir. Bu ayarlamaları ne şekilde yapabileceğinizi
öğrenmek üzere başvuracağınız kişi, doktorunuz olmalıdır. Eğer diyabetim var ise, çocuğumda da çıkma ihtimali ne kadardır ?
Tip I ya da Tip II diyabeti olan bir çocuk sahibi olma ihtimaliniz konusunda, size bir genetik danışman yardımcı olabilir. Amerikan
Diyabet Birliğine göre Tip I diyabeti olan 25 yaş ya da daha üstü bir
annenin çocuğunun şeker hastası olma riski annesi ve babası diyabetik
olmayan bir çocuğunkine eşdeğer olup, %1 dir. Bu riski, annenin yaşı çocuk doğduğunda 2 5′in altında ise %4′dür.
Eğer babasında Tip I diyabet var ise, risk %6 ya çıkar. Eğer ebeveynlerin her ikisi de 11 yaşlarından evvel Tip I diyabet olmuşlar ise bu risk iki katına çıkmaktadır. Diğer taraftan Tip II diyabet ailesel olarak
giden bir rahatsızlıktır. Yemek ve egzersize bağlı yaşam tarzı
değişiklikleri çocuğunuzun erişkin yaşta Tip II diyabeti olup
olmayacağını belirlemede genetik faktörlere göre daha önemlidir. Bu
önce çelişki gibi gözüküyorsa da, özellikle Tip II diyabetiklerde kilo
fazlalığı çok önemlidir. Eğer kişi genetik olarak potansiyel Tip II
Diyabet adayı iken ideal kiloda ya da zayıf ise bu kişinin diyabete
yakalanma riski çok azalacaktır. Yani burada genetik yatkınlıktan daha
baskın olan, fazla kilolu olmaktır. Çok yemek yeme zaafımı kırabilmek için, bana yardımcı olabilecek yaklaşımlar nelerdir ?
Bu stratejileri sıralayacak olursak:
- Bir yemek günlüğü tutun, her gün neler yediğinizi yazın. Böylece
yemek kayıt defterinizi ya da günlüğünüzü haftalık olarak gözden
geçirerek potansiyel problemleri ve başarıya ulaşmanızı engelleyen
sorunları ortaya koyun.
- Herhangi bir şey yemeden evvel, kendinize gerçekten aç olup olmadığınızı sorun.
- Sağlıksız bir şeyi canınız çektiğinde dikkatinizi dağıtmaya bakın.
Bir arkadaşınızı çağırın, yürüyüş yapın ya da bir yerlere gidin.
- Yemek yeme işini sadece mutfak ya da yemek masası ile sınırlandırın. Oturma odası ya da yatak odanızda veya yürürken ya da etrafta dolaşırken yemek yemeyin.
- Yemek yediğinizde yemek yeme üzerine odaklanın. Televizyon seyretmeyin, kitap okumayın ya da telefonla konuşmayın.
- Çevrenizde yüksek kalorili gıdalar saklamayın. Eğer bunlar evin dışında ise, yemeniz de mümkün olmayacaktır.
- Yiyecekleri, dolaplarda ya da buzdolabında olduğu gibi göremeyeceğiniz yerlerde saklayın. Mademki şeker hastalığının asıl nedeni, vücuda alınan besinleri enerjiye dönüştüren insülinin vücut tarafından üretilememesi, o halde insülinin görevi nedir ?
Insülin 51 adet amino asitten oluşan bir proteindir.
İnsülin, şekerin bir enerji kaynağı olarak
vücut tarafından kullanılmasını sağlamakla kalmaz, aynı zamanda yine
vücudun yağ ve proteinleri yakmasını önlemek için karaciğer ve kaslarda
şekeri depolama işlemini de gerçekleştirir.
Dolayısıyla insanın sağlıklı bir yaşam sürdürmesi için olmazsa olmaz hayati bir hormondur.
Normal olarak insülin, yenen bir yemeğin ardından kan dolaşımına
katılır. Görevi, nişastalı ve şekerli besinlerden sağlanan glikozun
beyin ve sinir hücrelerine ulaşmasını gerçekleştirmektir. Çünkü hem
beyin, hem de sinir hücreleri, yakıt olarak glikozdan başka bir madde
kullanmaz.
İnsülin, glikozun kas hücrelerine girerek yanması için gereken bir tür anahtardır.
Kanda insülin olmadığı takdirde, glikoz hücre içine giremez ve kanda başıboş bir halde gezmeye başlar.
Kandaki şeker seviyesi aşırı yükseldiğinde, fazla glikoz böbrek eşiğini
geçerek idrara karışır. Fazla glikoz, vücuttan atılırken beraberinde
suyu da sürükler, bu nedenle vücuttaki diğer hücrelerden su çekilir ve
bu durum müthiş bir susama hissine ve su kaybına neden olur. Mademki fazla kilolu olmak, diyabet için (özellikle erişkin tip) en büyük risk faktörü, o halde neden kilo alıyoruz ?
Kalori hesabına dayalı, dolayısıyla kısıtlayıcı olan geleneksel rejim
anlayışı, eğer kalıtımsal faktörler etken değilse, sadece çok yemek
yediğiniz için şişmanladığınıza inandıracaktır. Oysa siz bunun doğru olmadığını biliyorsunuz.
Çünkü zayıflamak uğruna yedikleri yemek miktarlarını azaltmayı deneyenlerin çoğu, fazla kilolarını kalıcı olarak atmayı başaramadıkları gibi, birçokları birkaç ay sonra kendilerini başlangıçtan daha kilolu bulmuşlardır. Vücuttaki yağ depolarının sorumlusu, fazla enerji içeren yiyecekler değil, tüketilen yiyeceklerin yapısı yani besinsel özellikleridir. “Neden
kilo alıyoruz” un açıklaması, kan şekerinin önemi ve bunun sonucu
vücutta yağ depolanmasının kolaylaşması üzerinde yapılandırılmıştır. Glikozun organizmanın yakıtı olduğunu hepimiz biliyoruz.
Çalışmaları için glikoza ihtiyaç duyan bütün organlar (beyin, kalp, böbrekler, kaslar …) için geçici glikoz deposu kandır. Bu depoda teorik olarak
1 litre kanda, 1 gram glikoz bulunmaktadır. Bu oranın üstüne
çıkıldığında hemen düzenleyici bir mekanizma devreye girer. Bu
mekanizma, insülin salgılayan ve çok önemli bir organ olan pankreasın
kontrolü altındadır. İnsülin hormonunun ana özelliği, ihtiyaç duyan organların glikoz girişini sağlayarak, kan şekeri oranını düşürmesidir. İkinci fonksiyonu ise vücutta yağ depolanmasını kolaylaştırmaktır.
Normal olarak
kan şekerini düşürmek amacıyla pankreasın ürettiği insülin miktarı,
direkt olarak kan şekeri oranının yüksekliği ile orantılıdır. Örneğin
kan şekerini yükselten bir meyve yediğimizde, çok önemli bir oran söz
konusu olmadığından, pankreas kan şekerini düşürmek için çok az insülin
salgılar. Ama tersi bir durum söz konusu olduğunda, örneğin kan
şekerini çok fazla yükseltecek bir şekerleme yediğimizde, kan
şekeri seviyesini tekrar normale getirmek için pankreas, yüksek dozda insülin salgılamak durumunda kalır. Hangi
durum söz konusu olursa olsun, insülin tarafından kanda tutulan glikoz,
ya karaciğerde “glikojen” şeklinde depolanır ya da beyin, böbrek veya
alyuvarlar gibi ona ihtiyacı olan organlar tarafından kullanılır.
Glikoz enerji olarak kullanılmadığı zaman yağa dönüşür.
Eğer bir kişide kilo alma ya da aşırı şişmanlık hastalığı söz
konusuysa nedeni, pankreasın çalışma bozukluğudur. Bu durumlarda
kişide yüksek insülin (hiperinsülinemi) sorunu mevcuttur.
Vücutta anormal yağ depolanmasına, yüksek insülin miktarının yol açtığı bilimsel olarak kanıtlanmıştır. Peki fazla kiloyu, şeker hastalığı açısından bu derece önemli kılan nedir ?
Yağ, vücut
hücrelerimizin insülin hormonuna karşı olan cevaplarını değiştirir. Bu
hücrelerin insülinin etkilerine karşı daha dirençli olmalarını sağlar
ki, bu durum da insülinin kanımızdan hücrelere soktuğu (glikoz )
miktarını azaltır. Sonuçta kan dolaşımınızda daha fazla şeker kalarak, kan şekeri düzeyini arttırır.
Kilo verdikçe, hücrelerimizin insüline karşı cevaplarında artış olur ve dolayısıyla insülin etkisini daha iyi gösterebilir. Kilo kaybının derecesi de illa fazla olması gerekmez.
5-10 kiloluk ya da kilonuzun % 5-10′u oranında bir kilo kaybı, bir
taraftan kan şekerinizi, diğer taraftan da kan kolesterolünüzü ve de
kan basıncınızı düşürebilir. Tokluk kan şekeri yüksekliği, kalp hastalıkları riskini de artırıyor
Diyabet hastalarının kanında çok miktarda bulunan glikozun yani
şekerin damar sertliğine neden olmasıyla, kalbe gelen kan miktarı
azalıyor. Bunun sonucu olarak
hissedilen göğüs ağrısı, kalp krizine veya ani kar-diyak ölümlere
neden oluyor. Uzmanlar, özellikle öğünlerden iki saat sonra ortaya
çıkan tokluk kan şekeri yüksekliğinin, bu riski arttırabileceğine
dikkat çekiyorlar. Şeker hastalığı olmayan kişilerde yemekten sonra pankreasta üretilen insülin hormonu, hızlı bir şekilde salgılanıyor. Ancak tip 2 şeker hastalarında, bu hızlı erken dönem insülin salgılanması kayboluyor. Açlık
kan şekeri normal olan kişilerde, öğünlerden 2 saat sonra ölçülen kan
şekeri yüksek olabiliyor ve gizli şeker bulunabiliyor. Sadece açlık
kan şekeri kontrolü ve tanısının, tip 2 diyabette yetersiz olduğunu
açıklayan uzmanlar, 100 hastadan 31′inin açlık kan şekerinin normal
olmasına rağmen tokluk kan şekerine bakıldığında şeker hastası tanısı
aldıklarını vurguluyorlar. Diyabetiklerin ilaç tedavisini ve diyeti kendi başına bırakması sakıncalı
İlaç ve insülin alan, hatta diyet yapan diyabetiklerin, bunları
kesinlikle aksatmaması gerekiyor. Çünkü bu ilaçların etki süreleri,
8-12 saat arasında değişiyor ve hasta bu ilaçları almayı kendi başına
bırakırsa, kalp ve tansiyon hastalıkları riskini daha da artırmış
oluyor. Yaygın bir görüş olarak,
şeker hastalığının her iki türünün de kalıtımsal, yani doğumsal olduğu
kabul edilmektedir. Tip I, insüline bağımlı şeker hastalığında genetik
olarak yatkınlığın yanı sıra hastalığa yol açan bir etmen olmalıdır. Bunlar içinde en sık olanları:
-Bir tür viral enfeksiyon
-Çevresel faktörler
-Stres
-Yaşanılan yer’dir. (Örneğin şeker hastalığı en çok Avrapa’da görülmektedir.) Tip II, insüline bağımlı olmayan şeker hastalığında hastaların % 80′i aşırı kiloludur ve şişmanlık insülin direncini arttırır.
Yine stres, yaşam tarzı, yaş da hastalığın ortaya çıkışında önemli etmenlerdir.
Tip II Diyabette, çoğu vakada genetik bir bağlantı vardır.
Ailede birisinin hastalığa daha önce yakalanmış olma ihtimali yüksektir. Tip I ve II de tedavi yaklaşımı nasıldır ?
Tip I, yani insüline bağımlı diyabette tedavi stratejisi, insüline dayalıdır.
Yani vücutta hiç olmayan insülini dışarıdan vermek gerekmektedir.
Şu an itibariyle insülini enjeksiyon yoluyla verebiliyoruz. İleride
belki başka yollar uygulamaya girebilir. Şu an geçerli insülin
rejimi, yemeklerden önce yapılan kısa etkili insülin (3 öğün) ve gece yatmadan önce uygulanacak uzun etkili insülinden oluşmaktadır. Tip
II, yani insüline tam bağımlı olmayan diyabette tedavinin en önemli
kısmı diyet olmaktadır. Diyete özen gösterilmezse tedavi etkili olmaz.
Bu nedenle:
- Kilo kontrol altında tutulmalı,
- Şeker ve makromoleküllü karbonhidratlardan elden geldiğince kaçınılmalı,
- Doymuş yağdan zengin besinler kısıtlanmak,
- Proteinler, alınan toplam kalorinin %15′ini geçmemelidir. Tek
başına diyetle kan şekeri düşürülemeyen hastalarda, oral antidiyabetik
ilaçlar kullanılır. Bunlarda en yaygın kullanılan, sülfonilüre ve
metformin grubu ilaçlardır. (Metformin grubu ilaçlar, karaciğerin
açlık döneminde saldığı şeker miktarını azaltırlar. Sonuç olarak kan dolaşımından hücrelere şeker geçişi için daha az insüline ihtiyaç duyulur.) Doktorlar
artık şeker haplarının yeterli olmadığım, insüline geçmem gerektiğini
söylüyorlar. Ben de insüline alışmak istemiyorum. İnsülin kullanmasam
olur mu ?
Öncelikle alışmak istemediğinizi söylediğiniz insülin, insanlar için
hayati bir hormon. Eğer vücudunuzda hiç yoksa, yapılacak tek şey, onu
dışarıdan vermek olacaktır. Kaldı
ki insülin, insanın yabancı olmadığı, normalde kendisinde olan bir
hormondur. O nedenle erişkin tip diyabeti olan bir hasta, kabaca
ortalama 10 sene oral antidiyabetikle tedavi olduktan sonra, şeker
haplarının etkisiz kalması sonucu, insüline geçmek zorunda kalacaktır. Fazla
kilolu, şeker hapları kullanan diyabet hastasıyım. Şekerimi en iyi
şekilde kontrol edebilmem için, ne gibi önerilerde bulunursunuz ?
Şeker hastalığında genel kural, kendi kendini tedavi edebilmektir.
Kendi kendini tedavinin de püf noktası, sağlığınızı korumak için
yaşamınızda bazı değişiklikler yapmaya gerçekten istekli olmaktır.
Şeker kontrolünü, en iyi şekilde yapmanıza yardımcı olacak bir çok
doğal yöntem vardır. Bunları aşağıdaki başlıklar altında
sıralayabiliriz:
-DİYET
-EGZERSİZ
-STRES KONTROLÜ
Bu görüşler ışığında, sizlere dengeli bir diyet ve egzersiz yapmanızı
tavsiye ederim. İnsüline bağımlı olmayan şeker hastalarının çoğu, fazla
kilolu olduğu için, insülinin vücutta aktif olarak kullanılması zorlaşır. Bu
yüzden ideal kiloya ulaşılması; sadece şeker hastalığının kontrolü için
değil, aynı zamanda gelecekteki komplikasyonları geciktirmesi
bakımından da önemlidir.
|